Duygusal Okuryazarlık

Sabah gözümüzü açtığımız andan gece uyuyana kadar karşılatığımız olaylar, durumlar ya da kişiler karşısında iç dünyamızda oluşan izlenimleri “duygu” olarak tanımlarız.

Duygusal okuryazarlık ise, bu izlenimlere ilişkin hislerimizi ve tepkilerimizi ifade etmek için kullandığımız kelimeler topluluğudur. Diğer bir deyişle, bebeklikten yaşamımızın sonuna kadar besleyip geliştirebileceğimiz algı, beceri ve stratejilerin bütünüdür.

Bu sayede, çocuğunuzun olaylar karşısındaki hislerini ve tepkilerini ifade edebilmek için kelimeleri kullanabilir ve bu kelimeler topluluğu çocuğunuz, konuşmayı öğrenmeden önce geliştirmeye başlar.

Duygu Dağarcığı Neden Önemli?

Hayatımızda yer alan tüm duyguların bizler için çok önemli ve gerekli işlevleri vardır. Olumlu ya da olumsuz olarak değerlendirebileceğimiz her bir duygumuzun bizde koruyucu işlevini sağlayabilmemiz ve bunu kontrollü olarak sürdürebilmemiz için bu duyguları doğru tanımlayabilmek ve doğru bir şekilde söze dökebilmek temel basamağımızı oluşturur. Önce bu basamağı güçlendirmek, sonrasında bu basamağın üzerine çıkarak hareket edebilen bir iç dünya yaratabilmek her çocuk için temel bir gelişim sürecidir. Bu süreçte en önemli rol de onlara bu konuda rehberlik edecek olan ebeveynlerin yol göstericiliğidir. Kendi duygularını farkeden ve söze dökebilen çocuklar olabilmeleri için onların duygularını anlayan, buna kucak açan ve söze dökmelerini cesaretlendiren yetişkinlerin varlığı çok önemlidir.


Duygusal Okuryazarlık için Ebeveylerin Rolü Nedir?

Ebeveynler, küçük yaşlardan itibaren çocukların hissettiği mutluluk, üzüntü, korku ve öfke gibi güçlü ve yaygın duygular için onların kelime ihtiyaçlarını karşılamaya çalışır. Başlangıçta bunu temel duygular üzerinden yaparken gün geçtikçe daha geniş bir kelime hazinesi üzerinden ilerleyerek çocuklarının, diğer tüm duygularını da ifade edebilmeleri ve kendisi dışındaki diğer insanların da hisleriyle ilgili ipuçlarını yakalayabilmelerine katkı sağlamış olurlar. Sosyal duygusal gelişimin çok önemli bir yerini tutan “empati”nin gelişimi için de zemin hazırlamış olurlar. Bu zemin duygusal okuryazarlığın diğer bileşenleri olan duygusal farkındalık, kendini motive etme, sosyal beceri ve kendini düzenleme gibi beceriler ile gelişerek çok daha sağlam bir hale gelir.


Duygusal Okuryazarlığın Asıl Görevleri Nelerdir?

Duygusal okuryazarlık, kişilere duyguların ne olduğunu, ne işe yaradığını ve onları nasıl ifade edeceklerini öğretmektir. Bu, insanların kendilerini ve diğerlerini duygusal düzlemde anlayabilmelerini öğrenmek demektir. Böylece, kendi duygularını saptamayı ve bunlar üzerine düşünmeyi, benzer hisler yaşadıkları zamanları sayarak öğreniyorlar. Yeni bakış açıları edinmeyi ve başkalarının düşünceleri ile hislerini anlamayı öğrenmeye hazır oluyorlar. Çocukların bu hisleri başkalarıyla tartışabilmesi ve yeni keşfettikleri bu anlayış ile harekete geçebilmesi sağlanmış olur.

Ayrıca, diğer insanların duygularını sezmek ve anlamak, çocuğun sosyal gelişiminin ve sosyal başarısının çok önemli bir kısmını oluşturuyor. Çocuklar başka çocuklarla bağ kurma çabası içindeyken, bu çocukların kendisine gösterdiği tepkilere dair duygusal ipuçlarını okuyabiliyorsa, arkadaşlarına daha uygun bir şekilde karşılık verebilir. Bu, aynı zamanda arkadaşlık ilişkilerini ve diğer tüm sosyal ilişkilerini oluşturma ve sürdürme becerisinin de temelidir.

8 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör